Şiddete karşı feminist dayanışma!

Şiddete karşı feminist dayanışma!

Dayanışma olarak erkek şiddetine karşı durmak, Kıbrıs’ta barış iradesini ortaya koymak ve feminist dayanışma göstermek için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu’nun çağrısı ile bir süredir kendi arasında bir araya gelen feminist ve kadın duyarlılığı olan örgütlerle birlikte, 25 Kasım günü saat 17:30’da Citroen Işıkları – Dereboyu’nda eylemde olacağız. Yüreği eşitlikten, adaletten, aşktan ve her koşulda barıştan yana atan dostlarımızı sokağa davet ediyoruz.

Şiddete karşı feminist dayanışma!

Cinsiyetler arasındaki eşitsizlik ve buna bağlı yaşanan şiddetin tarihi, çok uzun bir geçmişe dayanır. Kadınların büyü yapan cadılar olarak yakıldığı Orta Çağdan, dünya tarihinde yaşanan her türlü savaşa kadar, kadınlar erkek şiddetine maruz kaldılar. Günümüzde şekil değiştiren erkek şiddeti; cinsel – fiziksel- psikolojik – ekonomik gibi pek çok alanda varlığını devam ettirir.

25 Kasım 1960 tarihi de bu süreç içerisinde önemli bir yere sahiptir. Ülkelerindeki siyasal özgürlük için kararlılıkla mücadele ederek Latin Amerika’daki diktatör Rafael Leonidas Trujillo’ya meydan okuyan ve bu uğurda defalarca hapsedilen Mirabel Kız Kardeşlerin öldürüldüğü bu gün, 1981 yılından beri kadına yönelik şiddetle mücadele günü olarak anılır. Kadınlar sadece evlerinde değil, sokakta, iş yerinde, mecliste, okulda hatta eylem meydanlarında dahi şiddete uğrar. Bu noktada yürünecek yolda, gerek yasal anlamda gerekse politik olarak birçok koldan mücadele etmek önemlidir.

Kadına yönelik erkek şiddeti, münferit bir olay olarak değerlendirilemez. Bunun toplumsal nedenleri vardır. Özellikle kadınlar üzerinde kurulan eşitsizliğe dayalı tahakküm ilişkileri, şiddetin yaşanmasına neden olur. Eşitliğin gerçekleştirilmediği yerde, bireylerin kendi hayatlarına dair söz söyleme hakları da ellerinden alınır. Bu noktada da edilgen bir durum ortaya çıkar. Dünyanın pek çok noktasında olduğu gibi Kıbrıs’ın kuzeyinde de feministler, şiddetin ortadan kaldırılmasının en temel yolunun, toplumsal alanda cinsiyetler arasındaki eşitliğin sağlanmasından geçtiğini söyler.

Erkek şiddetine yönelik ilk etapta önleyici, sonrasında da iyileştirici tedbirlerin hayat koyulması gereklidir. Ülkemizdeki duruma bakıldığı zaman, belli dönemlerde yasal iyileştirmelerin yapıldığı açıktır. Ama bunun somut hayata yansıdığını görmek pek mümkün değildir. 2011 yılında Meclis’ten geçirilen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi Sözleşmesi” ve ardından 2014 yılında yasalaşan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi’ne ilişkin düzenlemeler kanuni olarak, şiddetle mücadele etmemiz için gereken zemini yaratır. Fakat bunların uygulanmasına dair herhangi bir adım atılmamıştır. Şu anda Kıbrıs’ın kuzeyinde erkek şiddeti ile mücadele etmeye yardımcı olacak kurumsal mekanizmalar oluşturulmamıştır. İlgili bakanlıklar arası bir bağ, işlevsel bir alo yardım hattı ve sorunların gerçek anlamda tespit edilebilmesi için sağlıklı bir istatistiki bilgi yoktur. Şiddet uygulayan bireylerin rehabilite edilmesine dair düzenlemeler rafta kalmıştır. Belki de en önemli ve alarm butonu niteliğindeki sığınma evi mevcut değildir. Bunun sonucunda, şiddete maruz kalan ve ekonomik anlamda yeterli güce sahip olmayan kadınlar, şiddet yaşamaya mahkûm bırakılıyor. Keza ücretsiz hukuki destek alınabilmesi için var olan adli yardım müessesi hem yetersiz hem de işlevsizdir. Çünkü şu anda sadece koruma emri almak için kullanılabilecek bir düzenleme vardır ama uygulanabilmesi için gerekli olan yasal prosedür tamamlanmamıştır. Buna ek olarak cinsel yöneliminden veya cinsiyet kimliğinden ötürü nefret cinayetine kurban giden, ötekileştirilen, sözlü şiddete maruz kalan lezbiyen, biseksüel ve trans kadınları kapsayacak herhangi bir koruma mekanizması yoktur.

Tabi ki söz konusu uygulamaların hayata geçirilebilmesi için yeterli bir bütçeye ihtiyaç duyulur. Hükümet edenler her sene hazırladıkları bütçeyi, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir şekilde tasarlamaları gerekir ki bu ihtiyaçlar da karşılanabilsin. Fakat bu kadar senedir, söz konusu anlayış hayata geçirilmemiştir.

Erkek şiddetinden bahsederken, aynı zamanda devletlerin uyguladığı neoliberal politikalar neticesinde yoksullaşan, yakınımızdaki coğrafyada yaşanan savaş koşullarının en ağır faturasını ödeyen, mülteci olan, seks köleliğine tabi tutulan kadınların sorunları da görmezden gelinmemelidir. Kıbrıs adasında yaşanan çözümsüzlüğe dair yıllardır yürütülen müzakerelerin feminist perspektiften uzak, çatışmacı bir dil ve yönteme hapsedilmesi de sürecin ne denli “erkek yöntemlerle” yürütüldüğünün kanıtıdır. Savaşın ve çatışmaların acısını yaşayan kadınların, barış süreçlerinin dışında tutulması da şiddet ortamının yaygınlaştırılmasına hizmet eder. Bu noktada Dayanışma olarak çıkmaza giren çözüm sürecinin en kısa zamanda, barışa odaklanan bir perspektif ile devam ettirilmesi taraftarıyız. Çünkü barışın tesis edilemediği yerde, çatışmanın hayat bulduğunun bilincindeyiz. Söz konusu şiddet ortamı da en çok kadınları etkilemekte ve mağdur etmektedir.

Dayanışma olarak erkek şiddetine karşı durmak, Kıbrıs’ta barış iradesini ortaya koymak ve feminist dayanışma göstermek için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu’nun çağrısı ile bir süredir kendi arasında bir araya gelen feminist ve kadın duyarlılığı olan örgütlerle birlikte, 25 Kasım günü saat 17:30’da Citroen Işıkları – Dereboyu’nda eylemde olacağız. Yüreği eşitlikten, adaletten, aşktan ve her koşulda barıştan yana atan dostlarımızı sokağa davet ediyoruz.