Özeleştirimizdir

Merhaba;

 

Bildiğiniz gibi Dayanışma, 2016 Mayıs ayında kurulan ve toplumsal mücadele içerisinde emek, ekoloji, kent, toplumsal cinsiyet eşitliği ve barış konularında konumlanmayı hedefleyen aktivist bir mücadele ağıdır.

 

Geride bıraktığımız bir yılı aşkın zaman içerisinde kanaatimizce olumlu ve yerinde pek çok faaliyette bulunduğumuz gibi hatalı konumlanmalar ve yanılgılara kapılma gibi durumlara da düştük.

 

Bu yazıda biraz bunlardan bahsedip geleceğe daha iyi adımlarla yönelmek ve geçmişimizin hatalarından pay çıkarıp kendimizi aşabilmek adına özeleştiri girişiminde bulunmak istiyoruz.

 

  • Kendi içimizdeki ilk politik kırılmamızı Çözüm ve Barış Platformu sürecinde yaşadık. Dayanışma olarak kuruluşumuzdan itibaren geleneksel siyaseti eleştirmemize ve bundan bir kopuşun ihtiyacının altını çizmemize rağmen Çözüm ve Barış Platformu’nun kuruluşunda yer aldık. Bu platform kısa süre içerisinde Kıbrıs sorunundaki çözüm ve barış algısıyla ilgili ne kadar geleneksel söylem ve pratik varsa üretmeye başladı. Dayanışma da, bu gelenekselliğin üretim sürecinde yer aldı. Mont Pelerin sürecinde Dayanışma imzası ile yayınladığımız açıklamalarda ‘liderler’ söylemini eleştirmemize ve garantörlerle barış olamayacağını ifade etmemize rağmen, tüm bunlar bu sürecin aynı zamanda bir parçası haline geldiğimiz gerçeğini de değiştirmiyor. Dayanışma olarak ürettiğimiz “Yüzleşme” sürecine ters düşen ve sorunu çözüme götürmeyeceği defalarca ortaya çıkan geleneksel söylem ve pratiklere hapsolduk. “Bütünlüklü çözüm” siyaseti üzerine şekillenen geleneksel söylem ve pratiklerle ilgili Dayanışma içerisinde farklı görüşler olmasına rağmen bunları hasır altı ettik. Mont Pelerin sürecinin ardından gelen umutsuzluk ve inançsızlıkla beraber Dayanışma’da yaşanan kırılma daha da derinleşti. Bu süreçte içe dönük bir eleştiri ve öz eleştiri eğilimleri artarak, yaptığımız yanlışları daha derinlikli ve kapsamlı değerlendirmeye başladık.
  • Çözüm ve Barış Platformu ile birlikte sadece geleneksel çözüm ve barış siyasetinin içinde değil aynı zamanda kendimizi rekabetçi bir girdabın da içinde bulduk. Dayanışma’nın kendi içindeki gerilimler bunu önlemeye yetmese de en azından yoğun yaşanmasını engelledi. Fakat yola çıkarken eleştirdiğimiz rekabetçilik, iktidar hırsı ve hıncın gerek kendi içimizde gerek farklı öznelerle olan ilişkilerde cereyan etmesini engelleyemedik. Yeninin içinde eskinin varlığı diyalektik bir gerçeklik olarak yüzümüze vurdu.
  • Çözüm ve Barış Platformu süreci, toplumda ve platform içerisinde yer alan örgütlerde karşılığı olmayan, bileşenleri çaba göstermeyen, sürece katkı koymayan, çalışmayan bir yapı ve zorlama bir süreçti. ‘Keşke yaşanmasaydı’ diyecek değiliz. Dayanışma’ya bir hayli zarar vermesine rağmen yine bizim için öğretici ve dersler çıkartıcı bir süreç oldu. Bundan dolayı Dayanışma Cras Montana sürecinde de UnitedCyprusNow sürecinde de yer almadı. Dayanışma, ‘Liderlere destek’ söyleminin, barışın inşasına fayda sağlamayacağına inanmadı. Dayanışma, UniteCyprusNow’u değerlendirirken liderlerden beklenti yaratmasını, müzakere masası odaklı olmasını, garantiler gibi çözüm için kilit konulara değinmediği gerçeğini göz önünde bulundurarak daha önce denenmiş yöntemlerin bir sonuç getirmeyeceği tespitinde bulundu. Kıbrıs’ta barışa olan ihtiyacımızı ve mücadelemizi Kıbrıs’ın güneyindeki AntiFa Lefkoşa ve Syspisori Atakton ile yaptığımız ortak ara bölge işgali eylemiyle deklere ettik. Kıbrıs sorunu ve yaşananlarla ilgili görüşlerimizi de geçtiğimiz ay yayınladığımız açıklamamızda duyurduk. Bunu yaparken liderler odaklı “bütünlüklü çözüm” modeli yerine tabandan gelen radikal hareketlere, parça parça çözümle sürdürülemez olduğu iki tarafca da ilan edilen adanın her iki tarafındaki statükonun/rejimin/sürerdurumun bugünden değişimini öngörmesi ve bu mücadelenin tek taraflı değil çok toplumlu olması gerektiği ihtiyacını göz önünde bulundurduk.
  • Fakat dayanışmanın hataları ve yanlışları sadece Kıbrıs sorunu odaklı gerilimlerden kaynaklı değildir. Kıbrıs Sorununda düştüğümüz hatalar bir yılı aşkın bir sürecin sadece bir kısmı. Şimdi diğer kısımlardan da bahsederek kendimize karşı biraz daha dürüst olalım.
  • Hepimiz siyasal-kültürel konformizmimizin sınırlarını delme noktasında başarısız olduk. Dayanışma kurulurken pek çok atölyede aktif üretimler yapma hedefiyle yola koyulmuştu. Fakat sadece Taş ocakları ve Barış atölyesi hedeflerine kısmen ulaşabildi. Taş Ocakları atölyesi raporu yayınladıktan sonra alanlarda örgütlenemedi, insanlarla bire bir ilişki kurma noktasında başarısız oldu. Barış atölyesinin ilk zamanlar yakaladığı ivme ise daha sonra Çözüm ve Barış Platformu çatısı altında eriyip gitti. Diğer atölyeler ise (ekonomi, emek, kent, toplumsal cinsiyet eşitliği) ortaya koydukları hedeflere ulaşmakta başarısız oldu.
  • Günlük siyasetin ve günü birlikte tepkilerin gümbürtüsünde tüketilecek adımlar atmamak, yola çıkarken güttüğümüz gayelerimizden biriydi. Fakat bir süre sonra günlük siyasetin ve sosyal medyanın aldatıcılığı içerisinde günü birlik siyasete ve tüketime odaklı politik çıkışlara kapıldık. Günün sonunda bu hızın yorgunluğunun yanında geriye bir de sözün ve eylemin karşılıksızlığı kaldı.
  • Kendi içimizdeki tartışmalarda hınç, dedikodu, iktidar hırsı, gereksiz kızgınlıklar ve anlamsız yarışlara girdik. Yaşadığımız sistem ve toplum nasılsa, istediğimiz kadar gelenekselden kopma diye yazalım, ister istemez o toplumun alışkanlıklarını ve çürümüş yanlarını içimizde barındırabileceğimizi o dönemde gördük. Karanlık taraflarımızla hesaplaşma noktasında yeteri kadar başarılı olamadık.

 

Bu sadece bir özeleştiri girişimi idi. Yaşamda steril alanlar yoktur. Fakat buna yönelik sürekli bir hesaplaşma ve kendini aşma motivasyonunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Dayanışma bir arayıştır. Şimdi bu arayışta dersler çıkartarak yeni patikalar açma çabasındayız. Tam olarak ne olması gerektiğini bilmiyoruz fakat ne olmaması gerektiğini çok iyi biliyoruz. Gündelik sorunların içerisine sıkışıp da sistemi değiştirmeye ve iktidarı dağıtmaya dair motivasyonumuzu da kaybetmeyeceğiz. Öte yandan gündelik sorunlara da yabancılaşmayacağız. Ana yollardan değil, patikalardan yürümeye devam edeceğiz!