Faşizmin Dönüşümleri : Enzo Traverso ile röportaj

Faşizmin Dönüşümleri : Enzo Traverso ile röportaj

 

Günümüzdeki Aşırı Sağ hareketleri tanımlarken ‘post-faşizm’ ifadesini kullanmaktasınız. Neden ?

Enzo Traverso: Post-faşizm fikri öncelikli olarak çelişkilerle dolu siyasi hareketleri nitelemek ve belirgin faşist bir kalıba sahip – çünkü bu onun tarihi, onun geldiği yer- ve Front National vakasında ise hanedanlık çizgisinde bir kökene sahip. FN’nin donanımında reddedilemez bir fasişt çekirdek kadro mevcut, aktivist tabanı her nesilden neo-faşist militanlardan oluşmakta. Bu kişiler FN’de bayağı aktif ve örgütün önemli bir kısmını ellerinde tutmaktalar. Bu partinin örgütsel gerçekliği –hatta antropolojik bünyesi- ile Marine Le Pen’in medyada ya da kamusal alanda yer alan yabancı düşmanı, milliyetçi, anti neo-liberal eğilimli ama aynı zamanda sosyal tabanlı bir sağdan türemiş söylemleri arasında bir anlaşmazlık var. Buna rağmen FN bir neofaşist tarikat ya da neofaşist bir parti olsaydı başkanlık seçiminin ikinci turuna kalması ya da Fransa’nın en büyük partisi olma potansiyelinin dikkate alınacağını düşünmüyorum. Bu parti açık bir şekilde dönüşmekte ve bunu da faşişt karakterini tamamen reddetmeden, diyalektik bir süreç içerisinde onun ötesine geçerek yönetmeye çalışıyor. Bu yüzden de bu parti ile mücadele etmek için onun ne hale geldiğini anlamamız lazım.

Ama kitabınızın başlığının da gösterdiği gibi ‘faşizmin yeni yüzlerinden’ bahsetmektesiniz.

Post-faşizm hala dönüşüm geçirmekte olan geçici bir fenomen ve bu terim açık bir şekilde bu kalıbın ne olduğunu işaret etmekte. ‘Trump ve faşizm’ üstüne ABD’de büyük bir tartışma var. Ama Trump’ı yönlendiren esas gücün faşizm olduğunu söyleyemeyiz. Marine Le Pen de kendi rolü çerçevesinde partisinin bu noktadan hareket ettiğini bilmekte ! Ve bu yüzden de Avrupa Birliği dahil olmak üzere milliyetçi ve yabancı düşmanı söylemlerini mevcut koşullara uyarlamaya çalışıyor. Günümüzde, post-faşist hareketler -1930’larda olduğu gibi- diğer ulusları ve özellikle Avrupalı olanları karşısına alan değil, sömürgecilik sonrası göç ve İslamı hedef alan bir milliyetçilik geliştirmekte. Bu hedef değişiminin bir sürü sonuçları var çünkü FN’ye kendisini demokratik ve cumhuriyetçi bir retoriğe bağlı bir çerçevede kendisini sunmasını sağlıyor. İslamı karşısına alarak kendisini batılı değerlerin savunucusu olarak tanımlamakta.

Gerçekten de öyle, sizin de izah ettiğiniz gibi FN kendisini ‘en az diğerleri kadar cumhuriyetçi’ sunmaya çalışsa da durumun bu olmadığını biliyoruz, özellikle geleneksel sağ açısından.

Doğaları bakımından bir farklılık var, bu da mevcut bir gerçeklik olan geleneksel sağın egemen elitlerle FN’ ye kıyasla daha çok organik bağları olmasından ötürü. Günümüz itibariyle bu parti globalleşmiş egemen sınıfların tercihi değil. Ama yine de bugüne baktığımızda kendisini özellikle Islam, köktencilik ve İslami terörden dolayı sözde tehdit altında olan demokrasilerin savunucusu olarak sunmakta. Hatta kadın-erkek eşitliğinin ya da eşcinsellerin savunucusu olarak da !

Benim fikrim cumhuriyetçi söylemi kendilerine mal edebilmeleri gerçeğinin cumhuriyet ve cumhuriyetçilik kavramlarının yeniden tartışmaya açılıp yeniden sorgulanmasını sağlayacağı yönünde. Cumhuriyetçi gelenekte bu tarz dönüştürücü faaliyetlere yol açan belli başlı unsurlar mevcut. Cumhuriyeti kutsal ve kusursuz bir yapı olarak savunamayız, tarihi çelişkilerle dolu ve milliyetçilik, kolonicilik, yabancı düşmanlığı ve bir şekilde tartışmaya açık olan bir laiklik kavramı içermekte. Bunun bizi sorgusuz bir biçimde tarihi bütünüyle benimsemek yerine Cumhuriyetin tarihine yönelik eleştirel bir bakışa yöneltmesi gerekmekte.

‘Kümelenmiş’ post-faşist hareketlerden veya oluşumlardan bahsetmektesiniz. Bunları bir arada tutan ne ve oluşturucu kısımları neye dayanmakta ?

Kümelenmeden bahsediyorum çünkü bu tarz hareketler aralarında mevcut olan kaydadeğer farklılıklara rağmen birtakım ortak özellikler göstermekte. Bu özellikler en başta yabancı düşmanlığı ve İslamofobi sonrasında ise globalleşmenin reddi ve onun yerine sosyal anlamda gerileyici ve ulusal düzeyde korumacılığı savunan bir görüşü içermekte. Ama post-faşist kümelenmeden bahsetmemin bir sebebi de bu tarz hareketlerin çok farklı ideolojik köklere ve dizilimlere sahip olması.

Bazı oluşumlar açık bir neo-faşist profile sahip, mesela Yunanistan’daki Altın Şafak veya Doğu Avrupa’da son 20 yılda ortaya çıkmaya başlayan ve 1930’ların milliyetçi geleneğini canlandırma çabası içinde olan hareketler gibi. Batı Avrupa’ daki FN tarzi hareketler neo-faşist köklere sahip ama söylemlerini değiştirerek evrim geçirmeye çalışmakta ; diğerlerinin farklı kökleri var ama bu yönelime benzer yakınlaşmalar içindeler. Buna örnek olarak İtalya’daki Lega Nord, Britanya’daki UKIP ve Almanya’daki Alternative Für Deutschland’ı (AfD) verebiliriz. Trump da karşılaştırabilecek bir vaka olmasına rağmen FN, Lega Nord veya AfD’ den farklı olarak finans dünyasıyla bağlantıları bulunmakta.

Bununla birlikte iddia etmektesiniz ki bu dönüşümdeki ‘post-faşizm’ iktidara gelirse bu  net bir şekilde gücün otoriter bir şekilde uygulanması anlamına gelecek…

Varsayalım ki Marine Le Pen başkanlık seçimini kazandı . Bu pek olası değil, ama Sağın Fillon’un skandalından sonra içinde olduğu hale baktığımızda bu olasılığı gözardı edemeyiz. Bunun ilk etkisi Avrupa Birliği’nin infilak etmesi olacaktır. Hiç şüphesiz kıta çapında politik ama aynı zamanda ekonomik bir krize tanıklık ederiz, Euro buna karşı koyamaz ve AB’nin sosyal modelleri parçalara ayrılır. Ama bu çözülme ile her şey mümkün hale gelir ! FN’nin amacı gücü elinde bulundurmak, klasik Sağ gibi kurumsal meşrutiyeti ele geçirmek değil. Tehlike de burda kendini göstermekte. Ancak post-faşist kavramı henüz tamamlanmamış bir dönüşümü işaret etmekte : olayların farklı yönlere doğru evrilmesini mümkün kılmakta. Buna rağmen FN’nin projesinin otoriter olduğu konusunda şüphe yok :  Kendsini konumlandırdığı Cumhuriyet bugün sahip olduğumuz yapı değil, çünkü en temeldeki ve tümden birbirine bağlı insan haklarını sorgulamakta, ve kurumsal sistemi otoriter başkanlığa dönüştürme hedefinde ve bu da karşı güce yönelik kısıtlamalar anlamına gelmekte. Bu 1930’ların faşizminden hala daha farklı bir yöntem olsa da.

Çeviri: İlke Gürdal

Kaynak: Verso Book