Dayanışma: “İrademe dokunma, Federal Kıbrıs istiyoruz!”

Dayanışma: “İrademe dokunma, Federal Kıbrıs istiyoruz!”

Geçtiğimiz günlerde TC Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Bulut, “sade bir vatandaş” sıfatını kullanarak, Kıbrıs’ta çözüm sürecine yönelik bazı değerlendirmeler yapmıştır. Ortaya koyduğu iddialar içinde Kıbrıs’ta son aşamasına yaklaştığımız çözüm sürecini “masa oyunlarıyla adam devşirme” olarak nitelendirmiştir. Aynı zamanda Kıbrıs’ta federal çözümü destekleyenlere “beslemeler” diyerek hitap ederek, Kıbrıs’ın Türk yurdu olduğunu aksini iddia edenin ise “anlını karışlayacağını” ifade etmiş, demeçlerinde Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti diye var olmayan bir yapıya vurgu yapmıştır.

TC Cumhurbaşkanlığı Başdanışman’ının dile getirdiği sözler öncelikle Kıbrıs Türk toplumunun siyasi iradesini hiçe sayar niteliktedir. Kıbrıs’ta çözüm süreci, Kıbrıs Türk toplumu tarafından seçilmiş iradeyi temsil etmektedir.

Dayanışma olarak temsili demokrasinin sıkıntılarını vurgulamaktan geri durmuyoruz ancak seçilmişlerin siyasi iradesini de görmezden gelmiyoruz.  Gelinen aşamada Kıbrıs’ta yaşayan insanların geleceğini etkileyecek olan süreçte sorumluluk gösterenlerle atanmış bir bürokratın demeçlerinin eşit değerde olmadığını hatırlatmak zorundayız.

Konuyu gündeme getirirken Türkiye Cumhuriyeti başdanışmanının “sade bir vatandaş” olduğunu iddia ederek yaptığı açıklamaya uygun biçimde, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki Kıbrıs cahili “sade vatandaşlara” ve Yiğit Bulut gibi “daha sade vatandaşlara” Kıbrıs konusunda Türkiye’nin sorumluluklarının olduğunu hatırlatmayı görev biliriz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 1974’den sonra yerli işbirlikçilerle beraber yaratılan düzenin ardından ortaya çıkan kokuşmuş yapının ve belirsizliğin sonuçlanması için üzerine düşeni yapmadığını hatırlatmak zorundayız.

Bugün gelinen aşamada toplumlararası son derece kritik konularda bile önemli yakınlaşmalar sağlanmış ve Türkiye’nin hukuki olarak meşru zeminde Kıbrıs’ın geleceğine yönelik siyasi irade göstermesi gelen aşamada muktedir olmayan bir yapı gibi hareket ederek sorumluluktan kaçmaya çalıştığını gözlemliyoruz.

Gittikçe sertleşen Türkiye Cumhuriyeti söyleminin kimi zaman hali hazırda sağlanan yakınlaşmaları da görmezden geldiğini görüyor, müzakere sürecinde iki toplum arasında oluşturulan ortak iradeyi hiçe sayma girişimi olarak adlediyoruz. Bu yüzden de Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs’ta egemen ve eşit Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumlarının iradesine saygı duymaya ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.

Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında imzalanan antlaşmalardan kaynaklanan sorumlulukları olduğunun farkındayız. Bugünün ihtiyaçlarına göre bu sorumlulukların Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumlarının kendi kaderlerini tayin edebilme hakkını gölgelemeyecek ve iki toplumun da geleceğinde herhangi bir endişe yaratmayacak biçimde yeniden tanımlanmasına yönelik sürdürülen çalışmaların Kıbrıs’ta yaşayan insanların geleceği göz önüne alınarak yürütülmesini önemsiyoruz. Bir an evvel bu konuda sonuç alıcı bir tavrın gerekliliğini vurguluyoruz. Bu yüzden de Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar’ın kuracağı federasyon zeminli ortaklığa saygılı ve sorumlu bir biçimde yaklaşması gerektiği talebini yineleriz.

Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan ya da herhangi bir başka devletin, diplomatik alan yaratma kaygısı veya iç politika kaygılardan dolayı Kıbrıslı toplumların üzerinden aşağılayıcı ve iradesini yok sayan sözleri bizler için kabul edilemez. Bizler için esas olan karşılıklı olarak kabul edilen parametrelere uygun federal bir Kıbrıs’ın kurulmasıdır.