Dayanışma: “Her şeyin yeniden şekilleneceği bir döneme giriyoruz”

Dayanışma: “Her şeyin yeniden şekilleneceği bir döneme giriyoruz”

“Kıbrıs müzakereleri yine çöktü”. Duymaya alışık olduğumuz bir cümle. Akabinde seyirlik bir cümbüş gibi bizlere sunulan gürültü, hengame ve şişirtilmiş iyimserlikler de söndü. Mücadele etmenin, yaşanılan zamanın ve geleceğin anlamsızlığı yönünde pek çok nara duyacağız. Öte yandan her noktasından alarm veren KKTC’de normalleşme ve “iyi yönetim olursa her şey güzel olacak” gibi martavallar da duyacağız.

 

Dayanışma olarak, ayrıntıya girmeden bazı noktaların altını çizmek istiyoruz:

 

  • Kıbrıs müzakerelerinin çökmesi yerel ve uluslararası egemenler ve elitler arasındaki çıkar ilişkilerinin uzlaşamayacak noktada düğümlenmesidir. Bu düğüm ve çelişkiler, garantörlerin, egemenlerin ve elitlerin sorunları olup, bizzat Kıbrıs’ta barışın sağlanamamasının nedenlerinden birdir. Biz bu ada üzerinde yaşayan yurttaşların barış mücadelesi, bu düğüm ve çelişkilerin kurbanı edilemez. Zaman, barış mücadelesini garantörlerin ve egemen siyaset anlayışından ayrıştırma ve yeni bir hat yaratma zamanıdır. Bunun için de, statükoyu yeniden ve yeniden üreten bütünlüklü-kapsamlı çözüm yanılgısından bir an önce vazgeçip şimdi, bugün, şu anda yapılabilecek eylemler ve atılabilecek adımlar üzerinde durmalı, toplumsallık, emek ve ekoloji odaklı gerçek bir barış mücadelesi inşa edilmelidir. Biz bu yolda varız!

 

  • Kıbrıs sorununu, ülkemizdeki diğer sorunlardan, özellikle de hemen her gün yaşadığımız sıkıntılardan üst bir yere yerleştirmek sürekli olarak bugünün ertelenmesi anlamını taşıyor. Kıbrıs sorununun varlığı, kendi iç meselelerimize dair mücadele geliştiremeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Kendi iç meselelerimize dair mücadeleler vermek de Kıbrıs sorununu unutmak anlamına gelmiyor. Bu ülkede mücadeleler arası hiyerarşi kurulmasına karşıyız. Enternasyonalist bir zeminde Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde toplumsa sorunlara dair ortak mücadeleler geliştirebiliriz. Kent, ekoloji, emek, toplumsal cinsiyet eşitliği ve barış mücadelelerinin birbirini tamamladığını ve bu alanlarda Kıbrıs adasında yaşayan Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum, Maronit, Ermeni vb. kesimlerle ortak mücadelelerin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

  • Müzakerelerin çökmesi, akabinde siyasal alanda yeni sağ öznelerin ve milliyetçi muhafazakar odakların manevra alanını genişletecektir. KKTC’nin bir dönüşüm yaşayacağı, hatta ikinci bir cumhuriyet dönemine doğru evrileceği belirtilerini gözlemlemekteyiz. Siyasal alanda yeni aktörlerin canlanması, milliyetçilik, muhafazakarlık ve sunni İslamcılık doğrultusunda asimilasyon politikalarının yoğunlaştırılması, son kalan kamusal kurumların içinin oyulup özelleştirilmeye hazırlanması, kent ve ekoloji alanlarındaki talan ve dönüşüm! Tüm bu alanlara kaybedilmişlik üzerinden değil, yeniden kazanılabilirlik üzerinden yaklaşmalı; kaybedilen alanları yeniden kamusallaştırmak, var olanları ise sahiplenmek, eleştiri ve kamu odaklı dönüşümden de kaçınmamak gerekir. Yeni dönem sadece egemenlerin yeniden konumlanacağı veya kurumları-toplumu dizayn edeceği bir dönem değil, aynı zamanda toplumsal mücadelelerin de yeniden şekilleneceği bir dönem olmalıdır. Zaman enseyi karartma zamanı değildir.

 

  • KKTC, yönetilebilirlik üzerine değil, yönetilemezlik üzerine kuruludur. Ortada tek bir potansiyel vardır, o da Türkiye’den gelen talimatları uygulayabilme potansiyeli. Kimse KKTC’ye normal bir devlet veya normalleşmek zorunda olan bir kurum olarak yaklaşmasın. Bütünlüklü çözüm yanılgısından sonraki bir diğer yanılgımız da KKTC’yi normal bir devlet olarak algılayıp, normalleşme talep etme olacaktır. KKTC, krizin ve olağanüstü halin ta kendisidir. Onun ürettiği rıza, sadece bu olağandışılığı ve krizi örtmekte, gün yüzüne çıkmasını engellemekte, olağan yaşamlar sürdüğümüz yanılgısını beslemektedir. Bizlerin görevi, buna rağmen her şey olağanmış gibi normalleşme talep etme değil, bu krizin gün yüzüne çıkması için sistemde çatlaklar yaratma, krizi derinleştirmeye dair stratejiler-eylemler izleme ve merkezi iktidara karşı özyönetim odaklı karşı bir mücadele hattını inşa etmektir.

 

  • Hiçbir şey bitmedi. Sıfır noktasından yeni patikalar açarak yeniden başlama zamanıdır. Görüşmeler esnasında bolca zikredilen “son gün”, “son şans” gibi söylemler geçerli değildir. Onlar, ancak elitlerin dağarcığında yer alabilen söylemlerdir. Esasında “son gün”, ancak halkların mücadeleyi bıraktığı gün olur.

 

Dayanışma