“Cinsel Şiddetten Ne Anlıyorsunuz?” Diye Sorduk

“Cinsel Şiddetten Ne Anlıyorsunuz?” Diye Sorduk

Her yıl olduğu gibi bu 25 Kasım’da yeniden şiddeti konuşuyor, şiddeti tartışıyoruz. Bu sene bizler Kıbrıs’ın kuzeyinde henüz çok fazla konuşulmayan ve görünür olmayan bir şiddet türüne dikkat çekmek istiyoruz; cinsel şiddet.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele Günü Dolayısıyla “Cinsel Şiddet deyince ne anlıyorsunuz?” diye sorduk:

Nuray Özgeçen: Cinsel şiddet, bir bireyin rızası dışındaki cinsel eylem/eylemlere maruz kalması durumudur. İlk başta düşünüldüğünün aksine cinsel şiddet yalnızca tecavüzden ibaret değildir. Jest ve mimiklerle veya sözel olarak da uygulanmaktadır. Unutulmamalıdır ki hiyerarşi ve iktidarın olduğu her yerde cinsel şiddet gerçekleşebilir. Çocukluk döneminden itibaren pek çok kişi cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyinde cinselliğin hala tabu olarak görülmesinden, cinsellik eğitiminin olmayışından ve erkekliğin egemen olduğu bir düzende güçlü hissedemedikleri için, şiddete uğrayan kişiler, bazen yaşadıkları durumun bir şiddet olduğunu anlayamamakta bazen de farkına varıp susmayı tercih etmektedirler. Tıpkı diğer şiddet türleri gibi cinsel şiddet de konuşulmadıkça artmaktadır. Ülkemizde cinsel şiddete uğrayan pek çok kadın ‘kuyruk sallamasan başına bu gelmezdi.’ ‘ Etek giydiğine göre sen de aranıyordun.’ ‘Beni sevseydin benimle birlikte olurdun.’ gibi suçlamalara maruz kalmakta, toplum tarafından dışlanmaktan korkmakta ve bu nedenle şiddete uğradıklarına dair bildirimde bulunamamaktadırlar. Bu şekilde de pek çok cinsel şiddet vakası ifşa edilememektedir. Genellikle şiddeti uygulayanların elindeki en büyük güç, şiddete uğrayan kişinin şikâyetçi olmaya çekineceğine olan inancıdır. Herkes cinsel şiddete maruz kalabilir ve hiç bir zaman şiddete uğrayan kişi suçlu değildir. Cinsel şiddete maruz kalan kişi kendini ‘güçsüz’ ya da ‘kurban’ gibi değil, güçlü bir birey, yaşadığı şiddet durumuyla başa çıkabilecek bir birey olarak hissetmelidir. Tabii ki bu cinsiyetler arası eşitsizliğin engellenmesi, bu amaçla gerçekleşen faaliyetlerin yaygınlaştırılması ile mümkündür. Şiddeti önleyici faaliyetlerin yanında cinsel şiddete uğrayan bireylerin kendilerini güvende hissedebilecekleri, güçlendirileceği donanımlı sığınma evlerinin oluşturulması ve bu evlerin şiddete uğrayanlar için ulaşılabilir olması son derece önemlidir. Kıbrıs’ın kuzeyinde devlet sığınma evi açmayarak, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimine müfredatlar da yer vermeyerek, ilgili yasaları uygulamayarak, hastahanelerde şiddete uğrayan kişiler için özel müdahale birimleri oluşturmayarak şiddetin devamına yol açmaktadır. Cinsel şiddetin doğru anlatılması ve önlenmesinde basının da rolü önemlidir. Cinsel şiddet vakalarına kullanılan görseller, şiddete uğrayan kişilerin güçsüz, yalnız ya da teşhirci oldukları algısı yaratmamalıdır. Ayrıca kişinin rızası dışında gerçekleşen cinsel eylemler ‘aşk’ , ‘tutku’ gibi ifadelerle değil ‘şiddet’ ‘aşağılama’ ‘saldırganlık’ olarak ifade edilmelidir. Tıpkı diğer şiddet türleri gibi cinsel şiddet de çekinmeden konuşarak, dayanışarak azalır.

Atıf Müezzinler: Konu şiddet olunca anlamak, farkında olmak önemli de bunu en iyi anlayan buna maruz kalmış/uğramış bireyler.  erkek egemen yaşam cinsiyet ayrımı yapmaksızın gücünü, şiddetini ve egosunu tüm yönleri ile acımasızca uygularken, sokakta rahat yürümek bir yana “yuva” dedikleri evlerde en sapık ruhların şiddetini yaşıyor kadınlar, 2017’de, hala…

Hatice Tezcan: “Aşağılama!!! Küçük düşürme!!! Kontrol etme!!! Hayır demek, hayır demektir!!! Anla!”” Bunları söylemek geçiyor içimden

Cenk Mutluyakalı: Paylaşmak ve eşitlikle gökyüzüne birlikte gülümsemek yerine, pek çoğu “vazife” diyerek dayatıyor kadına erkekliğini, elinde matkap, deli gözleriyle dünyanın kabuğunu deler gibi!

Ozan Özgenler: Kişinin kendi rızası olmadan yapılan her cinsel eylem, eylemin yapıldığı kişi üzerinde maddi/manevi zarar vereceğinden suçtur tabi ki. Yoksa alan memnun satan memnunsa isterse parçalat kendini; kime ne!

Anonim: Cinsel şiddet hayatımızın her anında. Bir kez yaşadığım bir cinsel şiddet, rızam dışında cinselliğe zorlanmış olmam bütün cinsel hayatımı etkiledi.

Erman  Dolmacı: Deneyimsel örnekler ile ise cinsel şiddet deyince aklıma parnerlerimiz ile 7/24 onlar istedi diye cinsel ilişkiye girme zorunluluğumuz ve istemediğimizi belirtme durumunda beraberinde gelen psikolojik şiddet ve sorun oluşması sanırım.

Hüseyin Özinal: İlk aklıma gelen şey  sabahın erken saatlerde erken saatlerinde bir kadın arkadaşımın ağlayarak araması ve kocasının tecavüzüne uğradığını anlatması karşısında hissettiğm çaresizlik ve duyduğum öfke.  Kadın erkek ayrımı yapmadan tecavüzün silah olarak kullanılması.

Münevver Özakalın: Cinsel şiddet hep eril’den, eril olan biyolojik cinsiyette erkek, eril sistemi sindirmiş kadın, devlet gibi sistematik ve hiyerarşik bir plan içinde günlük hayatımızın tamamına “hükmeden” bir düzenden geliyor aslında. “Cinsiyet tanımlaman gerekliliği” , “sen kadınsın yapamazsın.” Gibi literatürümüze nerden geldiği belli olan ve sistematik olarak kullanılan basma kalıplar bağlamında konuşan o her bir ağız şiddetin ta kendisini oluşturuyor. #bolibifgüzendir

Bilge Azgın: Cinsel şiddet denildiğinde ben karşı tarafa dayatma, rıza gözetmeksizin olarak algılıyorum- ama cinsellik boyutuyla, aracılığıyla. Bu davrnışsal da olabilir yani birini ezme, organsal bedensel de olabilir, sözlü de olabilir. Cinsel taciz.

Anonim: Cinselliği konuşmaktan bile utanıyorken, cinsel şiddet ile ilgili birşeyler söylemek çok zor. Erkek egemen yapı, kadınları hep ikinci planda tutar. Sanırım cinselliği konuşmaktan utanıyor olmam bile bir cinsel şiddet.

İzel Seylani: İnsanın cinsine, cinsiyetine yönelik şiddet anlıyorum. Ayni zamanda cinsel özgürlüğüne, özel’ine yönelik müdahale de anlıyorum

Yegane Giritli: Birçok küfrün kadın bedenini hedef alması.

Halil Savda: Cinsiyet rolleri üzerinden kadını erkek karşısında ekonomik ve kültürel olarak dezavantajlı kılıp fiziksel ve ruhsal bakımdan inciten, acıtan ve hırpalayan davranışların tümüdür.

Anonim: Kocamın doğum kontrolü ile ilgili hiçbir sorumluluk almaması, ona söylediğim zaman ise sürekli bahaneler bulup beni terslemesinden bıktım. Bu yüzden sürekli tedirgin olmak da ayrı bir cinsel şiddettir.

Asel Lunar: Ben bir kadın işletmeciyim ve psikolojik şiddet olarak adlandırdığım küçümsenmeyi çok yaşadım, hala bazen de yaşıyorum. Sanki bir işletmeyi sadece erkekler yönetebilirmiş gibi davranır insanlar, bir kadının başarılı olması mümkün degilmis gibi davranırlar. Şimdilerde Surici daha güvenlidir, belediye zabıtaları, kent devriye sürekli gezer, ama ilk zamanlarımda (2015) gece geç vakit, komşu işletmeler kapandıktan sonra, dükkanımda yalnız olduğumu fark eden, oradan geçen 3 adamın beni karşıdaki bankta yarım saat – 45dakika beklediğini bilirim. Kendimi içeriye kilitleyip içerde işimi gücümü bitirdikten sonra, gittiklerini görüp çıktım. Tabi hala orda olsalardı polisi arayacaktım ama gitmişlerdi. Tabi o gece arabaya nasil gittiğimi bir ben bilirim. Diğer bir örneğim de şu olabilir, gelip “ben x yerden geliyorum, yetkili kiminle görüşebilirim?” sorusuna, “Buyurun yardımcı olayım” dediğimde, insanların (çoğunlukla erkek oluyorlar ama kadından da boyle tepkiler aldığım olmuştur) yüzü düşüyor, geri dönüp gidenler oluyor. En kötüsü bir defa bir adam “Başka biri yok mu?” diye sormuştu, tam cümleyi hatırlamıyorum ama erkek biriyle görüşmek istediğini söyledi.

Mustafa Öngün: Cinsel şiddet denilince aklıma ilk gelen şeylerden bir tanesi de, erkeklerin kendi arasındaki kadınlarla ilgili söylemlerinde, kadının çoğu zaman bir bedenden öteye gitmemesi oluyor. Sanırım bu anlayış cinsel şiddeti besleyen temel bir kaynak. Bu yüzden cinsel şiddet uygulamasak bile biz erkekler bu söylemin içinde yer alarak veya susarak şiddeti besliyoruz.

Asil Yahi: Korku, iktidar, otorite , şiddet , baskı , güçlü hissetmenin cehaletle harmanlanması. İnsanoğluna bu soruları sorduran kadın dayanışması ve başkaldırışı saygıyla, sevgiyle destekliyorum.

Barış Alibeyoğlu: Cinsel şiddet şekil değiştirebilen bir canavar. Kişiden kişiye, toplumdan topluma şekli değişiyor ve bununla insanlarda yarattığı etkisi de değişiyor. Fakat her halinde ortak olan özellikleri şiddet ve cehalettir. Şiddet, çünkü karşısındaki bireyi korkutmak, ezmek ya da belli kalıplara sokmaktır amacı. Cehalet, çünkü insanların gerçek potansiyellerinin önüne geçen bu davranış, karanlık çağlardan günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. Bence daha iyi bir dünyayı yaratmanın tek yolu şiddet gören ve ezilen bireylerin daha iyi bir hayat yaşayabilmelerini sağlamaktan geçer ve bu bağlamda şiddet ve cehalet barından kadına şiddetin son bulması tüm dünyanın daha iyi bir yer olması için atılacak adımların hem ilki hem de en önemlisidir.

Anonim: Eski partnerim cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olmasına ve bunu bilmesine rağmen bu durumu benimle paylaşmadı. Ayrılmamızdan kısa bir süre sonra, hastalığın bana da bulaştığını öğrendim, hala bu hastalıktan kurtulmak için tedavi görüyorum. Bu cinsel şiddetdeğil de nedir!?

Günay Taşdemir: Hayır! Burada yok demeyin. Var! Görüyoruz, duyuyoruz ve hep birlikte yaşıyoruz. Üst kattaki bir evden, belki rahatsız edici o bakışlardan ve belki de ağızdan çıkan o kokuşmuş sözlerden yükseliyor şiddetin çığlığı. Kaçımız “ben şiddete uğradım” diyebilme cesareti gösterebiliyor? Şu morarmış etlerimize hep mi kapılar çarpıyor? Kaçımız şiddete uğradığının ve bunu hak etmediğinin farkında? Sözüyle, gözüyle, baskısıyla, gazabıyla kalbimize, bedenimize ve zihnimize darbe vuran her türlü şiddetten bahsediyorum size. Siz burada bu yazıyı okurken, tam da şu anda, şu küçücük adada kaç kadın gömülüyordur ölmeden mezarına. Toplum olarak her geçen gün körleşiyoruz, gördüklerimizi bile görmezden geliyoruz artık…

Bir haykırış duyuyoruz gecenin 3’ünde; fakat sadece sessizce dinliyoruz, ardından ne gelecek diye. Kimi zaman kapılar ardında yaşananları, kimi zaman da gözümüzün önünde yaşanan her türlü şiddeti yaşanmamış sayıyoruz. Özellikle kapı ardındakilerin (ucu bize dokunmayan istismarların) aile içi meseleler olduğunu ve her ailede yaşanabileceğini düşünüyoruz. Kıyı yüzeyinde görünenleri bile dibe itip görünmez kılıyoruz. Tüm bunlar toplumun tabuları arasında yitip giden hayatlar bırakıyor geriye. Böylece şiddeti normalleştiriyoruz. Belki de güneşli bir yaz gününde, kaldırımda yürürken, gözümüz mini elbisesiyle yürüyen güzel bir kadına ve kadının ardından yükselen binlerce çürümüş söze takılıyor. Kadının yüzündeki korkuyu, öfkeyi, utancı ve hayıflanmayı görür gibi oluyoruz; lakin kafamızı kuma gömüp yürümeye devam ediyoruz. Nasıl olsa bize dokunan yok öyle değil mi? Böyle örnekleri de şiddetin bir ürünü olarak kabul etmemiz pek çok şeyden daha zor…

Biz kadınları hep gücendiriyorsunuz. Güceniğiz artık kendimize, bedenimize, varlığımıza… Biz kadınları utandırıyorsunuz. Utanıyoruz yaptıklarımızdan, sözlerimizden, giydiklerimizden, sevdiklerimizden… “sen yapamazsın”, “kadına yakışmaz”, ”bu kadın işi değil”, “bir tokattan bir şeycik olmaz; zamanında biz de yedik, ölmedik ya…”,  “kocandır, hakkı var”, “baba sözü dinle”, “ şunu şöyle yapma böyle yap”, “şunu giyme bunu giy” vb. söylemlerle bize prangalar takıyorsunuz ve yaşanan şiddeti içselleştirmemiz için bizi sindiriyorsunuz. Oysa biz eşit olmak istiyoruz, ne düşman olmak istiyoruz sizinle ne de size tutsak. Bir türlü kabullenemiyorsunuz biz kadınları. Kadının toplumda kendine daha dişli bir yer edindiğini, bir erkeğe ihtiyaç duymadan da yaşayabileceğini ve kadının kendi hayatının efendisi olabileceğini “olasılıksız” buluyorsunuz. Gözlerinizi açın ve aynalara iyi bakın…

Anonim: Cinsel şiddet deyince çoğunlukla aklımıza tecavüz gibi, fiziksel şiddet içeren ağır saldırılar gelmektedir. Ben cinsel şiddetin ayrıca, kadınlar üzerinde psikolojik baskı unsuru olarak kullanıldığını düşünüyorum. cinselliği bir ödül- ceza formuna sokarak üstünlüğünü kanıtlamaya çalışan erkek bu şekilde kadın üzerinde psikolojik baskı unsuru oluşturmakta ve bunu yaparak kadına değersizlik imajını yüklemektedir. Ayrıca cinsellik erkeklere hak görülürken kadınların bunu deneyimlemesi çoğunlukla kabul görmemekte ve kadınlar üzerinde ciddi psikolojik sonuçlara yol açmaktadır.

Hüseyin Bahca: Cinsel şiddet, sosyo-kültürel yaşamımızın ataerkil tabularından, normlarından ve kurallarından beslenir. Cinsel şiddet konusu, her ne kadar bireysel bir olgu gibi görülse de; toplumsal açıdan en önemli sorunlarımızdan biridir. Kıbrıs’ın Kuzey’inde, “Toplum ve Cinsellik” başlığı, ilgili uzmanlar tarafından, mutli-disipliner bir çalışmayla; incelenmesi gereken bir alandır.  Benim dünyamdaki cinsel şiddetler: Çevremdeki bazı insanların, cinselliğe dair topluma enjekte edilmiş olan tabuları, normları ve kuralları dile getirerek cinselliği bir kirleniş veya hayatın sonu olarak görmesidir. Ve insanların, insanları cinsel bir obje olarak görmesidir. İnsanlığın, bencilliğiyle, cinsellik hümanizmasını öldürülmesidir. Cinsellik eyleminin bir ‘iyilik veya aşama’ olduğunu kanısını öne sürmektir. Yaşanan deneyimlerin dedikoduya dönüşmesidir. Deneyimlerin, ses-kayıt cihazı veya kamera gibi cihazlarla belgelendirilmeye çalışılmasıdır.

Hare Yakula: Cinsel şiddet deyince; Rıza olmaksızın zorla cinsel birleşmeye,ilişkiye zorlanmak.Uzunca bir süre  “Karılık görevimi yapmamakla ” suçlandım. Çevreye,aileme bu şekilde ifşa edildim.

Deniz Düzgün: Kadınların çok büyük bir kısmı cinsel şiddete maruz kalıyor diye düşünüyorum. Cinsel şiddeti dile getirmek çok güç olduğu bir toplumda yaşıyoruz çünkü toplumun belli başlı tabuları/yasakları ve en önemlisi konuşulmayanları var. Burada en önemli nokta konuşmamak çözüm mü?sorusunun cevabıdır diye düşünüyorum. Kesinlikle değil. Cinselliğin ceza olarak kullanıldığı her duruma cinsel şiddet denilebilir. Cinsel şiddete maruz kalan bir kadın kısa veya uzun vadede özellikle psikolojik olarak ciddi sıkıntılar yaşayabiliyor. Bu da hem toplumun tabularından bu olayın “gizliliği” hem de cinsel şiddetin, şiddet çeşidi olarak algılanmaması ile alakalıdır. Cinsel şiddet hayatlarımızda kendini birçok hikâyede gösteriyor. Bir nevi tehdit şekli ama eğer sessiz kalınırsa ciddi boyutlar alabilecek bir tehdit şekli.

Selver Kaya: Bir kadının cinsel tercih yok. Erkek canı istediği anda istediğini alıyor. Bu cinsel şiddettir.

Hanife Aliefendioğlu: Cinsel şiddet denince kadının cinselliğini ve cinsel haz alma hakkını bir erkeğin kendisine rağmen kendisine karşı kullanılmasını anlıyorum. Kadınların sessizliğinde ve erkeklerin saldırganlığında kendisini göster(m)iyor.

Gülten Göze: Cinsel şiddet deyince insanlarin sadece tecavüzü algılamaları ve ne yazık ki birçok kadının günlük hayatta karşılaştıkları sözel yada mimiksel birçok şeyi art niyet yokmuş gibi erkektir yapar mantığı ile normalleştirmesi geliyor aklima. Halbuki bence “iyi ki şu kızı işe aldınız, gönlümüz gözümüz açıldı” söylemi hiç masum değildir.

Canan Onurer: Cinsel şiddeti eğer karşı taraf üstünde kontrol ve güç oluşturmak amacı ile kişinin isteği dışında cinsel ilişkide bulunmak ya da zararlı cinsel davranışlara zorlamak şeklinde değerlendirirsek böyle bir şiddetin benim hayatımda olmadığını söyleyebilirim.  Ama cinsel şiddetin konu olduğu “Erkek sohbetleri” ne mağruz kalıyorum. “hayır” cevabını dinlememek benim için cinsel şiddettir.

Semen Yönsel Saygun: Cinsel şiddet deyince aklıma eşitlik mücadelesi verdigimizi bilen bir arkadaşımın “Nasıl eşitik yahu, sizde bu var mı bu?” deyip cinsel organını işaret etmesi gelir hep. Sus pus olmuştuk. Cinsel içerikli şakaların çoğu rahatsız edici olur. Nerde durulacağı bilinmez. Cinsel şiddet deyince sözlü,  yazılı tacizleri, doğrudan kadın bedenine dönük fiziksel saldırıları anlarım. Kadının rızasının olmadiığı  fiziksel temaslar cinsel şiddettir.

Ulaş Azer: Cinsel şiddettin gün yüzüne çıkmış şekli çoğunlukla televizyon, gazete veya sosyal medya aracılığı ile hayatımda kendini göstermekte.Şiddetin yaşı yok, yeri yok ne mantığa ne de insani haklara uygunlugu yok. Şiddet her türlüsüyle iiddettir ve en gizli yapilanı da cinsel şiddettir. Ne yazık ki konuşması, anlatması susup maruz kalmaktan daha zor.

 

Foto: Hasan Yıkıcı