Bir kez daha sınıfta kalan merkez sol – Mustafa Öngün

Bir kez daha sınıfta kalan merkez sol – Mustafa Öngün

Sanırım artık bir şeyi kabul etmek gerekiyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde barış ve çözüm yanlısı olduğunu iddia eden merkez sol partiler özellikle bir konuda sınıfta kalmıştır: Güvenlik (ve bununla bağlantılı olarak garantiler). Evet, maalesef Kıbrıs’ın kuzeyindeki merkez sol partiler güvenlik ve garantiler konusunda gerçekten barışsever ve çözüm odaklı bir tutum geliştirememiş, hatta aksine milliyetçi çizgide duran bir söylem ve anlayışla sınırlı kalmıştırlar. Tam da bu nedenle merkez sol en iyi yaptığını iddia ettiği şeyde bile, yani barış mücadelesinde bile, pek de başarılı olamamıştır. Bu kimilerine biraz ağır bir itham gibi gözükse de birazdan anlatacağım sebeplerden ötürü aslında hiç de öyle olmadığı anlaşılacaktır.

Gelin neredeyse herkesin hem fikir olabileceği bir gerçekle başlayalım. Kıbrıslı Türk toplumunun önemli sayılabilecek bir kısmı yeniden toplumsal çatışmaların ve şiddetin vuku bulmasından korkuyor veya endişe duyuyor. Bu korku gerçek ve haklı bir korkudur. Bu yüzden de bu korkunun varlığını veya haklılığını tartışmaya gerek yoktur. Aynı şekilde 1974’ün tekrar yaşanma olasılığı da Kıbrıslı Rumlar için önemli bir korku kaynağıdır. Nasıl ki, 1963-1974 arasında Kıbrıslı Türklerin bugünkü korkularına sebebiyet verecek can ve mal kaybı yaşanmışsa, 1974’te de aynı kaybı Kıbrıslı Rumlar yaşamıştır. Tüm bunları düşündüğümüzde, tartışılması gereken hangi tarafın korkularının daha gerçek veya daha fazla olduğu değil, bu korkuların nasıl giderilmesi gerektiğidir. Kıbrıslı Türk merkez sol partiler tam da bu noktada tarihsel olarak yapmaları gerekeni yapmamış ve sınıfta kalmıştırlar.

Açık ve net olarak, merkez sol partiler, bugüne kadar insanların korkularının giderilmesine yönelik bir alternatif geliştirmemek bir yana, Türkiye’nin garantörlüğünü korkuları gidermenin tek yöntemi olarak savunageldi. Tam da bu nedenle, garantiler konusunda doğruluğu ciddi anlamda sorgulanabilir bir varsayım üzerinden oldukça sağcı diyebileceğimiz bir tabu yaratılmasına yardımcı oldu. (Bu tabu da korkuyu gidermenin tek yolunun ordu ve silahlar olduğunu, yani bizim koşullarımızda Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü olduğunu varsaymaktı). Ancak aşağıda da anlatacağım gibi toplumsal çatışma ve şiddete dayalı korkulara bir başka açıdan bakmak ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün bu konuda esas olmadığını ileri sürmek mümkün(dü). Barış ve çözüm yanlısı bir solun da yapması gereken buydu, fakat merkez sol partilerimiz bunu yapmak yerine sağ söyleme sıkışıp kalmayı tercih etti.

Toplumsal çatışmaya karşı alternatif güvenlik ne olabilir?

Konuya açıklık getirmek adına çatışma ve şiddet ile ilgili geleneksel olarak dile getirilen birtakım önemli düşünceler üzerinden ilerleyelim (elbette bunu burada çok kısa ve özet bir biçimde yapacağım). Her zaman değilse de Antik Yunandan günümüze kadar çeşitli siyaset felsefecileri ve bilimcileri bir konuyu sıklıkla dile getirdi: Toplumsal çatışma ve şiddetin temelinde çoğu zaman belli bir siyasi rejim vardır. Aristoteles 2200 yıl önce bunun farkına varan bir düşünürdü. Bir klasik olan Politika eserinde, belli grupları karar alma mekanizmalarından sistematik olarak uzaklaştıran bir siyasi rejimin, toplumda kinin ve öfkenin ortaya çıkmasına sebebiyet vereceğini ve bu yüzden de böylesi bir siyasi rejimde toplumun intikam temelli bir şiddet sarmalının içine gireceğini ifade ediyordu (Politics 1316b). Farklı bir değişle, Aristoteles çok önceden, toplumsal çatışmanın temelinde siyasi eşitlik meselesinin yattığını fark etmişti. Belli kesimleri siyasi karar alma mekanizmalarından dışlamanın çatışmaya ve şiddete sebebiyet verdiğini iddia etmişti.

Aristoteles’ten yaklaşık 2200 yıl sonra siyaset bilimci Arend Lijphart, 36 farklı ülkede yaptığı çalışmanın sonucunda, bizim için de oldukça önemli olan bir sonuca vardı. Lijphart, katılımcı demokrasinin daha yaygın olduğu ülkelerde terör, toplumsal çatışma ve saldırılara diğerlerinden yaklaşık 6 kat daha az rastlandığını ampirik verilerle ortaya koydu (2012). Diğer bir değişle, karar alma mekanizmalarına toplumun farklı katmanlarını katmayı başaran sistemlerde toplumsal çatışma, terör ve bu gibi olayların yaşanma olasılığının çok daha az olduğu ortaya çıktı. Buradan kolaylıkla şu sonucu çıkarabiliriz. Bir toplumda yaşayan bireylerin kendileri için önemli olan meselelerde karar alma mekanizmalarında etkili bir biçimde yer almaları, o ülkedeki olası toplumsal çatışma risklerini azaltıyor.

Bu mesele sadece teoride kalmamış, tarihsel olarak da savunulmuş ve en azından zaman zaman uygulanmıştır. Bahsi geçen görüşü pratikte savunup uygulamaya koyulanların da sol ideolojiye en azından kısmen inananlar olduğunu söylemek mümkün (Berman, 2006). Farklı bir değişle, askeri müdahalelerin ve orduların güvenlik sağlamayacağını, esas güvenliğin insan hakları ve demokrasi ile ancak mümkün olacağını sol ideolojinin savunmuş olduğu bir gerçek. Uzun yıllardır dile getirilen ve uygulanan bu fikirler, Kıbrıs’ta güvenlik ve garantiler meselesi üzerine de önemli bir şey söylüyor: korkularımızı gidermenin en önemli yolu Federal Kıbrıs’ta siyasi eşitlik ve demokrasi talep etmektir, başka bir ülkenin askeri garantisini talep etmek değil.

Hem de bunu sadece kendi etnik köken ve kimliğimiz için değil, adadaki tüm etnik kimlikler ve hatta farklı grup ve sınıflar için istemeliyiz. Tam da bu nedenle özellikle de barış ve çözüm yanlısı merkez solun güvenlik konusunda savunması gereken demokratik haklar ve siyasi iradeydi. Oysa bunca yıldır güvenlik meselesi ile ilgili yapılan ne olmuştur diye sorduğumuzda, cevap çok açık: T.C.’nin garantörlüğünü savunmak. İşte bu yüzden barış yanlısı merkez siyasi partiler, barış ve çözüm mücadelesinde sınıfta kalmıştır. Kıbrıslı Türk toplumundaki barış yanlısı örgütler bugün Türkiye’nin garantisini korumaya çalışmak yerine, topluma güvenliğin siyasi eşitlikle ve demokrasiyle alakalı olduğunu anlatmalı ve Kıbrıs sorununu bu minvalde çözmeye yönelmelidir.

Ancak kendini sol diye adlandıran merkez partilerimiz diğer birçok konuda olduğu gibi bu konuda da sağ geleneğin izinden gitmekte kararlı. Türkiye’nin garantörlüğünü savunmak çoğunlukla sağ cenahın geliştirdiği bir söylem ve yöntemdi. Bu da toplumun haklı ve gerçek korkularını, büyük bir askeri güce dayanarak ancak giderilebileceğini varsayan bir anlayışa dayanmaktaydı. Hatta genel olarak, tüm dünyada orduların ve silahların güvenlik sağlayacağını ve bu sebeple toplumlar için olmazsa olmaz olduğunu düşünmek sağcıların bir tezi ve uygulamasıdır. Tarihsel olarak askeri harcamalara ve müdahalelere karşı çıkanlar genelde solcular olmuş, sağ cenahsa orduların ve silahların güvenlik sağlayacağını ileri sürmüştür. Bu yüzden de sağ cenahın Kıbrıs’ta buna benzer bir tezi savunmasında ve korkuları bu yönde kullanmasında şaşıracak bir şey yoktur. Şaşırtıcı olan, Kıbrıs’taki merkez solun sağ söylemin içinde kalarak Türkiye’nin garantörlüğünü sorgulamaması ve savunmasıdır.

Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsak, bu anlayışı bir kenara bırakmalı ve toplumun haklı korkularına farklı açılardan bakmaya başlamalıyız. Bunu da merkez sol yapmıyorsa, onun dışında kalanlar ve gerçekten barışı ve çözümü isteyenler yapmalıdır.

Referanslar

Aristotle (1995). Politics. Transl. Ernest Barker. Oxford: Oxford University Press.

Berman, S. (2006). The Primacy of Politics: Social Democracy and the Making of Europe’s Twentieth Century. Cambridge: Cambridge University Press.

Lijphart, A. (2012). Patterns of Democracy: Government Forms and Performance in Thirty-Six Countries. 2nd Edition, London: YALE University Press.