Bir devrim değil, Henüz! – Mike Davis   

Bir devrim değil, Henüz! – Mike Davis   

ABD seçimlerine dair Mike Davis* tarafından kaleme alınan aşağıdaki kapsamlı değerlendirmeyi İlke Gürdal’ın çevirisi ile sizlerle paylaşıyoruz.

 

Trump’ın seçilmesini aşırı derecede analiz edip bir nevi Amerikan 18 Brumarie Darbesi ya da 1933 gibi görmenin cazibesine kapılmamalıyız. Başka bir ülkeye uyandıklarını düşünen ilericilerin sakinleşmesi, sert bir içki içmeleri ve değişim gösteren eyaletlerin fiili sonuçlarına bakıp düşünmesi gerekmekte.

Veri, pek tabi ki de , tamamlanmamış durumda. Pew ve Edison gibi öncü sandık başı anketleri seçime katılım konusunda son sözü söyleme ve kendi fikirlerini hasat etme konusunda pek de kusursuz değil ve veriyi bileştirmesi için de Mevcut Nüfus Anketi’ nin önümüzdeki yıl ya iki yıla kadar çıkacak raporlarını beklemek zorunda. Yine de, eyalet seviyesindeki raporlar geçerli bir gözlem yapma şansı veriyor.

  1. Katılım ilk başlarda 2012 yılından düşük olarak bildirilse de, son raporlar aynı yüzdelikte seçmenin sandığa gittiğini (takriben yüzde 58) ama büyük partilere daha az oy verdiğini gösteriyor. Özgürlükçü Parti’nin başını çektiği azınlık partiler oylarını toplamda yüzde 2’den yüzde 5’e çıkardı.
  2. Iowa ve Ohio dışında kilit eyaletlerin hiçbirinde Trump ezici bir coğunluğa ulaşamadı. Nerdeyse Romney kadar oy alıp, varoşlarda daha az yüzdeliklerle ve kırsalda daha çok oy alarak ayni genel sonuca ulaştı. Wisconsin, Michigan ve Pennsylvaniadaki zaferlerinin toplam aralığı 107,000 oy gibi çok ince bir çizgideydi.
  3. Seçimin büyük sürprizi Trump’a doğru yönelmiş bir beyaz işci sınıfından ziyade Romney’e oy vermiş seçmenlerin bağlılığını koruyabilme başarısı göstermesi, ve hatta onun bu seçimi son bir çırpınış olarak gören evanjeliklerden geçmişte aldığı oyun da üstüne çıkabilmesinde. Böylece, ekonomik popülizm ve göçmen karşıtlığı geleneksel sosyal muhafazakar gündemin yerini almak yerine onunla yoğun bir şekilde birleşti.
  4. Cumhuriyetçileri iktidara taşıyan ana faktör Trump’ın dindar muhafazakarlarla Cruz’un ön elemelerdeki yenilgisinden sonra yaptığı iyi niyetten uzak vaatler oldu. Onlara parti programını belirleme konusunda sınırsız yetki verip, onların popüler kahramanlarından biri olan ve yüksek katılımlı bir evanjelik kiliseye üyesi Pence of Indiana ile birlik oldu. Kürtaj karşıtları için elbette önemli olan Yüksek Mahkemedeki kontrol ve kürtajı serbest bırakan Roe vs Wade davasını tersine döndürmek için son bir fırsattı. Bu Clinton’ın neden  Obama’dan farklı olarak kendisiyle özdeşleşmesine izin verdiği geç dönem kürtaj hakkının Latin/ Katoliklerden ona kıyasla 8 puan daha almasına yol açtığını açıklayabilir.
  5. Obama’ya oy veren beyaz işci sınıfının Trump’a yönelmesi Michigan, Ohio ve Pennsylvania-Monroe,Ashtabula, Lorain – gibi işgücünün Meksika ve ABD’nin güneyine kayması dalgasına maruz kalan endüstriyel eyaletlerde belirleyici olduğunu görebiliriz. Bu bölge globalleşmeye karşı başkaldırının en görünür olduğu merkez konumunda. Diğer az gelişmiş bölgelerde- güneydoğu Ohio’nun kömür çıkarılan bölgeleri, doğu Pensilvanya’nın eski maden merkezi, Batı Virginia’nın Kanawha Vadisi, Carolina’nın tekstil ve mobilya kasabaları, genel olarak Appalachia bölgesi- başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerden taraf mavi yakalı bir taban oluşturan( ama yerel ve devlet politikasında her zaman olmayan) önceden de statükonun bir parçasıydı. Kitlesel medya bunları ‘kaybedilmiş Demokrat’ yeni ve eski tabakalar olarak birleştirerek Trump’ın zaferini olduğundan daha da büyük gösterdi.
  6. Kilit eyaletlerde veya ülkesel çapta üniversite mezunu olmayan beyazların seçime katılımı hakkında güvenilir bilgiye ulaşamadım. Toplumdaki hakim kanıya göre Trump eşzamanlı olarak oy kullanmayanları mobilize edip ve Demokratları dönüştürdü fakat Wisconsin veya Virgina gibi eyaletlerde ( Clinton’un az farkla önde olduğu) siyahların katılım oranı ve cinsiyet ayrımının daha önemli olduğu ve değişkenlerin bağımsız ve etkilerinin net olmadığı görüldü.
  7. Önemli bir destekçi kitlesi olan üniversite mezunu beyaz Cumhuriyetçi kadınlar daha önceki turda tereddüt etmelerine rağmen kampanyanın son haftasında Trump’a destek verdi. Bu olay birkaç yorumcu tarafından ve Clinton’ un kendisi tarafından Comey’nin (FBI direktörü) müdahelesine ve Clinton’ın dürüstlüğü konusundaki şüphelerin canlanmasına bağlandı. Buna ek olarak, Trump’ın tecavüzcü davranışı Bill Clinton’a yönelik iğrenme, Anthony Weiner (seks skandalı) ve Alan Grayson(karısına şiddet uygulayan Florida Demokrat parti adayı) ile dengelendi. Bunun sonucu olarak Clinton önemli Cumhuriyetçi bölgeler olan Milwaukee, Philadelphia ve Pittsburgh’ de pek bir kazanım elde edemedi.
  8. Trump’a oy verenlerin beşte biri- yaklaşık olarak 12 milyon seçmen- kendisi hakkında olumsuz görüş belirtti. Anketlerin bu kadar yanılmasına şaşmamalı. ‘Başka örneği yok’ diye başlık atan Washington Post, ‘bir adayın başkanlığı bu kadar az oyla, seçmenin coğunun onaylamadığı ve kaybedenden daha az heyecan yarattığı’ bir ortamda kazanmasının eşi benzeri olmadığını savundu. Bu kitlenin büyük bir kısmı adaya değil platforma oy veren evanjelikler olabilir ama diğerleri her ne pahasına olursa olsun Washington’u değiştirmek isteyenlerdi, bunun karşılığı bir intihar bombacısını Oval Ofise yerleştirmek olsa da.
  9. Demokratlara yakın olan Cato Enstitüsü bile seçimin Trump’ ın zaferi değil Clinton’un kaybı olarak algılanması gerektiğine inanmakta. Clinton Obama’nın 2012 yılındaki Orta Batı ve Florida bölgesindeki performansının yanına bile yaklaşamadı. Son dakikadaki çabalarına rağmen Başkan Obama kendi popülerliğini eski rakibine aktaramadı. Sanders de aynı şekilde başaramadı. Her ne kadar bulgular tartışmalı ve American Prospect’ten David Atkins tarafından belki de yanlış yorumlansa da, Edison/New York Times sandık çıkış anketleri gösteriyor ki Trump Romney’e kıyasla beyazlarda sadece az bir farkla oyunu artırıp, siyahilerden 7 puan daha fazla, Latinlerden 8 puan daha fazla ve Asya Amerikanlardan 11 puan daha fazla aldı.
  10. Tam olarak sebebin bu olduğu bilinmese de, Milwaukee, Detroit ve Philadelphia’da siyahilerin seçime az ilgi göstermesi Clinton’ın Orta Batıdaki yenilgisini açıklar nitelikte. Güney Floridadaki üsün çaba Demokrat oyunu artırdı fakat Tallahassee,Gainesville ve Tampe bölgelerindeki düşük katılım (özellikle siyahi seçmenler) bunun dengelenmesine yol açtı.
  11. Adil olmak gerekirse, siyahilerin seçime katılmamasının altında yatan tek sebep Clinton’a karşı bir boykot değildi. Seçmenin sindirilmesi ölçülmemiş ama şüphesiz önemli bir rol oynadı. Bir araştırmaya göre ‘bazı eyaletlerde oy kullanma yerleri büyük oranda kapatıldı’. Arizona’da nerdeyse her ilçe oy kullanma yerlerini azalttı. Louisiana’da papazların idaresindeki bölgelerin yüzde 61’inde oy kullanma yerleri azaltıldı. Alabama ilçelerindeki az sayıdaki örneklerimize baktığımızda, oy kullanma yerlerinde yüzde 67 bir azalma gördük. Texas’ta limitli örneklememizde oy kullanma yerlerinde yüzde 53 azalma gördük. Ayrıca elimizdeki bulgulara göre oy kullanmak için gereken kimlik koşullarındaki dışlayıcı uygulamaların Milwakuee’deki düşük gelirli mahallelerdeki oy sayısını ciddi anlamda azalttığını gördük.
  12. Clinton’un Wisconsin ve Michigan’da beklenen performansın altında kalmasının alternatif bir açıklaması da kemikleşmiş Sanders oylarının uzaklaşmasıyla alakalı : bu iki bölgede de Yeşil Parti adayı Jill Stein’ ın toplam oyu Clinton’un kaybettiği oy aralığından daha fazlaydı. Yeşiller ayrıca Pennysylvania ve Florida eyaletlerinde de kayda değer oylar aldı (49,000 ve 64,000). Fakat görünen o ki dünya siyasetindeki bilgisizliğine rağmen ülke çapında 4.151.000 oy alan Özgürlükçü Parti adayı Gary Johnson Clinton’dan çok Trump’a zarar verdi.
  13. Howard Dean’in 2004 yılındaki isyanından beri ilerici Demokratlar partide eskiden beri bulunanlara karşı bütün 50 eyaleti kapsayan ve genelde seçime hile karıştırlan geleneksel cumhuriyetçi ilçelerde taban oluşturulması gerektiğini savunup buna karşı çetin bir mücadele vermektedir. Demokratik Ulusal Kongre’nin Texas’lı Demokratlara büyük çapta taahhüt verememesi uzun zamandır bilinen bir skandal olarak yer almakta. Bütçe olarak dolu ama beyin olarak boş Clinton kampanyası da felaket bir stratejiyle buna katkı koydu. Wisconsin valisi Scott Walker’ ın ateşli kitlesinin Trump’a tümüyle destek belirttiği yönde uyarılmasına rağmen konferanstan sonra Wisconsin’e ziyarette bulunmadı. Benzer şekilde Tarım Sekreteri Tom Vilsack’ın tavsiyesine uymayarak Obama’nın başkanlık kampayanlarında özellikle ortabatı bölgelerde oldukça işe yarayan ‘kırsal konsey’ fikrini küçümsedi. 2012 yılında Obama küçük kasabalardan aldığı yüzde 46 oyu Michigandaki şehir oyuna katabilmiş ve Wisconsin’de yüzde 41 oy alabilmişti. Clinton’ın düzensiz oy oranı ise iki bölgede yüzde 38 ve yüzde 34 olarak kaldı.
  14. İronik bir biçimde, Trump Kochlar ve diğer muhafazakar büyük çaplı bağışcıların kendisine güçlü bir destek vermek yerine cumhuriyetçi coğunluğun olduğu bölgelere yatırım yapmasınından avantaj sağlamış olabilir. Comey’nin Kongre’ye sunduğu mektup nerden baksanız $500 milyon dolar değerindeki anti-Clinton reklamlarına eşdeğerdi ve bu da Cumhuriyetçiler için beklenmedik bir finansal kaynak yarattı.
  15. Üstünde durduğum Trump koalisyonunun beklenmedik ve kırılgan karakteri konusunda yaptığım analizin yanında, siyasetin zehirli içerikleri hakkında da bir uyarıyı eklemeliyim. Başka bir yazıda değindiğim gibi, Trump genelde resmedildiği kadar oportunist ve sorumsuz değil. Kampanyası sistemli bir şekilde fikir babası Pat Buchanan be olası Goebbels’i Stephen Bannon olan beyaz-milliyetçi alternatif- sağla ilişkili bütün söylemleri hayata geçirdi. President Obama Trump’ın ideolojisiz olduğunu söyleyip bizi avutmaya çalışıyor. Fakat Buchanan-Bannon ikilisinin kovalarca ideolojik söylemi var ve buna faşizm deniyor.(Bunun bir abartı olduğunu ve faşizmin geçmişte kaldığını düşünenler lütfen Buchanan’ ın sitesine girin ve en sevdiği köşe yazıları listesine bir göz atın). Bir tanesi İkinci Dünya Savaşı için Polonya’ yı suçlarken, diğeri siyahilerin beyazlara tazminat ödemesi gerektiğini iddia etmekte).
  16. David Axelrod’un iddiasına göre Cumhuriyetçilerin Trump’ı tamamen ‘esir alması’ bir hafta sürdü ve Robert Kuttner aynı fikirde. Belki de. Elbette ki Trump Hristiyanlara bağlılığını onurlandırmaya çalışacak ve onlara Yüksek Mahkemeyi verecek- bu Mitch McConnel’ın Senato’da coğunluk oylarla kolaylaştıracağı da bir hedef. Benzeri şekilde Peabody,Arch ve diğer kömür şirketleri toprağı yoketmek için yeni izinler alacak, göçmenler aslanlara kurban edilecek ve Pennyslvania yeni bir çalışma hakkı yasası ile kutsanacak. Ve, tabi ki de, vergi muafiyetleri. Ama sosyal güvenlik, sağlık sigortası, altyapıya yatırım, tarifeler, teknoloji ve bu tarz konularda Trump ve işci sınıfı destekçilerini yetim bırakmayan kurumsal Cumhuriyetçiler arasında mükemmel bir evlilik beklemek nerdeyse imkansız. İpotek bankerleri hala daha evreni yönetmeye devam ediyor.
  17. Bu nedenle alternatif sağın en sonunda yönetimden kopup veya kovulduğu Trump’ın demagogluğu sayesinde genişlettiği taban sayesinde ve desteğiyle hızlıca üçüncü bir siyasi güç olarak yerini sağlamlaştırdığı bir gelecek senaryosu hayal etmek zor olmasa gerek. Ya da başka bir ihtimal Trump’ın kışkırtıcı ticaret ve bununla çelişkili yerel politikaları ülkeyi yeni bir ekonomik krize sürükler ve Silikon Vadisi en sonunda merkez-sol Demokrat Parti’yi kurtarmak için harekete geçer.

Fakat varsayım her ne olursa olursa olsun, Amerikan siyasetindeki gerçek devrimi, Sanders kampanyasını, hesababa katmak zorundadır. Yeni mezun olmuş ve özellikle işci sınıfı veya göçmen altyapılı kesmin giderek aşağı seyreden veya tıkalı durumdaki hareketliliği yeni ortaya çıkan bir sosyal gerçeklik, ve Rustbelt bölgesindeki acılar da daha yeni yaşandı. Bunu söylerken aynı zamanda son on yıl içinde ,yarısından fazlası güneyde olmak üzere gerçekleşen 5 milyon işin yitirilme sürecinin ekonomik milliyetciliğe sağladığı momentumu da göz önünde bulundurmaktayım.

Fakat Trumpçılık, ne şekilde gelişirse gelişşin, daha büyük yaşlardaki beyaz işcilerin arasında yayılmış olan ve artık kalıplaşmış ekonomik sıkıntıların üstesinden gelemez ve bununla beraber Sanders da bu merkezlerde birikmiş memnuniyetsizliğin ‘demokratik sosyalist’ bir çatı altında,  Ekonomik Haklar Beyannamesi’ ni yeniden canlandıracak Yeni Düzen’in mümkün olduğunu gösterdi. Demokratik düzenin bu geçici kargaşasında dönüşümsel bir siyasi değisimin yaşanması için  Sanders ve Warren’ın önünde gerçek bir fırsat vardır. Acele etmeliyiz.

Yazının orjinali için tıklayınız>>>

*1946 doğumlu Amerikalı yazar, kent kuramcısı, tarihçi ve aktivist. Yüksek öğrenim görürken bir yandan da kasaplık ve kamyon şöförlüğü gibi işlerde çalışan Davis, Demokratik Toplum Yanlısı Öğrenciler derneğine üye olarak başladığı aktivizmini hayatı boyunca sürdürmüştür. 1960’larda kısa bir süre Reed College’da öğrenim görmüş olmasına rağmen asıl akademik kariyeri 1970’lerin başlarında lisans ve lisanüstü öğrenim gördüğü California Üniversitesi’nde başlamıştır. Halen aynı üniversitenin Tarih bölümünde ders vermektedir. Kendisini enternasyonalist bir sosyalist ve “Marksist-çevreci” olarak tanımlayan Davis ünlü New Left Review dergisinin editör ve yazarlarından biridir.