BAŞKA BİR TURİZM MÜMKÜN! – Serkan Tansel

BAŞKA BİR TURİZM MÜMKÜN! – Serkan Tansel

“Tek yapmamız gereken şey, gözlerimizi açmak,

gündelik hayatın en mütevazı olgularının

 engin insani içeriğini basitçe keşfetmektir.”

Henri Lefebvre

  

Ada ekonomileri için genel anlamda kabul gören ve ekonominin lokomotifi olması gereken sektör, bacasız sanayi olarak nitelendirilen turizmdir. Adanın kuzey yarısında turizm sektörünün istenilen şekilde çalıştığını söylemek mümkün değildir. Turizmi dar bir perspektiften algılayarak sadece “kitle turizmi” şeklinde yürümeye çalışan sektör, ne istenilen turist sayısına erişebilmiş, ne de toplumsal katma değer yaratma açısından hareket ederek üretime ve dahi istihdama katkı sağlayabilmiş değildir. Bütün bunlara ek olarak ekoloji ile barışık olma noktasından çok uzaktadır. Bu noktada mevcut kitle turizmine ek olarak yeni alternatiflere ihtiyacımız olduğu açıktır. Nasıl ki eski merkeziyetçi ve yalnızca sermaye odaklı politikaların sonu gelmişse, turizm alanında da mevcut politikaların aksine daha geniş perspektife sahip, ekoloji ile barışık, yereli ve katılımcılığı odağına alan turizm politikalarına ihtiyaç vardır.

 

Bir Fetişizm Olarak Kitle Turizmi:

Yukarıda bahsedildiği gibi mevcut turizm yapısı içerisinde turizm işletmeleri yerel istihdama katkı koymamakta, ucuz işçilikten yaralanmak için dışarıdan iş gücü getirme yoluna gitmektedir. Özellikle Karpaz yarımadasında yer alan Bafra bölgesindeki otellerin bu doğrultudaki yaklaşımları yüzünden, göreceli olarak işsizliğin en fazla olduğu bu bölgede istihdama yönelik katkı sağlanmadığı ve/veya sağlanamadığı görülmektedir. Bununla birlikte gerek turizm sektörü, gerekse kitle turizminin hizmet sağlayıcısı olan inşaat sektörü, plansız ve kontrolsüz bir yapılaşma içerisindedir. Bu yapılaşma gerek doğayı gerekse tarihi dokuyu tehdit edecek noktaya ulaşmıştır. Örneğin Mehmetçik Belediyesine bağlı Kumyalı köyündeki denize sıfır alçak orman arazisinin bir işletmeye kiralanarak turizm tesisi yapma girişiminde bulunulması doğaya yönelik korkutucu bir saldırıdır. Yine merkezi yönetimin Karpaz bölgesindeki Özel Çevre Koruma Bölgelerinin (ÖÇKB) derecelendirmeye gidilerek yapılaşmaya açılması için girişimde bulunması benzer bir örnektir.

Kuzeyin turizm ve liman kenti Girne’de turizm sektörü başlığı altında yapılan ve kitle turizmi fetişizmi ile inşaat fetişizminin ortaklaşa uyguladığı pratikler, kentin yaşanabilirliğini an be an kaybetmesine yol açmaktadır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, merkezi yönetim, imar planından yoksun kenti, daha fazla çok katlı binalara/turizm yapılarına açabilmek için mevcut emirnameleri bile değiştirmeye çalışmıştır. Geçmişten farklı olarak değişen toplum yapısı ile birlikte, toplumsal baskı ve yerel tepki bu girişimin gerçekleşmesini engelleyebilmiştir. Geçici de olsa bu girişimlerin önüne geçilmişse de; bunun devamının geleceği tahmin etmek hiç de zor değildir.

 

Başka Bir Turizm:

Kitle turizmi elbette belli bir ihtiyacın ve talebin sonucu olarak ortaya çıkmış ve bu talebe hizmet etmesi doğaldır. Mamafih görülen o ki tüketim toplumlarına özgü bir biçimde arz, bu talebin önüne geçmiştir. Bu noktada aşkın bir hal arz eden kitle turizmini planlama dâhilinde ele alınarak sınırlarının belirlenmesi, içinden çıkılmaz bir hal alan kentsel altyapının ve genel anlamda kentsel gelişmenin ihtiyaçları karşılama noktasına gelmesine katkı sağlayacaktır.

Belli bir planlama içerisinde kurgulanması gereken kitle turizminden farklı olarak; başka bir siyaset arayışının gerekli olduğu gibi alternatif turizm seçeneklerinin de ortaya konması gereklidir. Alternatif turizm seçeneklerinin dayanak noktalarını yerelden küresele bir üretim şekli olarak kurgulamak gerekir. Bu kurguyu açacak olursak, yerel düzeyde doğal ve kültürel kaynaklar kullanılarak üretilen bir turistlik değerin, hem yerel hem de enternasyonal ziyaretçilerin kullanıma sunulması anlamını taşır. Çevresel kaynakların optimum kullanımı, doğal mirasın ve biyoçeşitliliğin korunması, farklı yerel toplulukların sosyo-kültürel özgünlüklerinin ve kültürel mirasın korunması alternatif turizmin temel öğeleridir.

Bu model bir anlamda gündelik hayatın görünmeyen ekonomik öznelerinin sisteme birebir katılım sağlaması demektir. Bu ekonomik özneler hayvancılık, tarım ve gastronomi gibi sektörlerde, yerel ve geleneksel üretim yapan aile işletmelerinin de dâhil olduğu küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri kapsamaktadır. Bu noktada yerel ürünlerin ve servislerin, küçük ve/veya büyük turizm işletmelerine pazarlanması, görünmeyen ekonomik öznelerin canlanmasını ve yerel toplulukların geçimlerini geliştirmesini sağlayacaktır. Geleneksel yaşam içerisinde gastronomiden tutun da el işlerine kadar, farklı yerel toplulukların gelenek ve göreneklerini, çok kültürlüğü odağına yerleştiren turizm işletmeleri; alternatif turizm anlayışının önemli parçaları olmalıdır. Bununla birlikte özellikle kırsal kesimlerde istikrarlı bir istihdamın artışı sağlanması ile birlikte iç göç önlenerek, kentlerdeki kontrolsüz nüfus artışının önüne geçilebilecektir.

Yukarıda belirli niteliklerinden bahsedilen işletmelerin, ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmelerini sağlayacak bir ekonomi modeline ihtiyaç vardır. Bu model şimdiye kadar denen ve bir anlamda ekonomik muhafazakârlık haline gelen devletçi veya özelleştirmeci yaklaşımlardan farklı olarak; birkaç işletmenin değil, tüm işletmelerin ekonomik menfaatlerini karşılıklı yardımlaşarak koruyan, çok ortaklı kooperatifleşme modeline ihtiyaç vardır. Kooperatifleşme mevcut ekonomik yapının kabaca bize gösterdiği gibi güçlü olanın yaşadığı, zayıf olanın piyasadan silindiği bir yapının yerine; tüm sektörün dayanışma içerisinde üreterek var olduğu, ekonomik sosyal adaleti sağlayan bir modeldir. Ayrıca Kıbrıs Türk toplumunun yakın geçmişinde başarılı kooperatifleşme deneyimlerinin olduğunu da akılda tutmakta fayda vardır. Dolayısıyla alternatif siyaset arayışları içerisinde ekonomi alt başlığı ile ilgili olarak kooperatifleşme üzerine daha fazla kafa yormakta fayda vardır.

 

Aşina Olunan Bilinmez!

“Aşina olunan bilinmez” der Hegel. Hegel’in bu sözüne paralel bir şekilde Henri Lefebvre’de gündelik hayatı eleştirel teorinin merkezine yerleştirir. Lefebvre’ye göre dilin toplumsal baskıyı örtmekteki işlevi, tüketim ideolojisinin yarattığı yanılsamalar ve iktidar aygıtları tarafından uygulanan terör ancak gündelik hayat içinden anlaşılabilir. Öyle ki, ekonomik/teknik terimlerle, statü gruplarının hareketleriyle, kendi çıkarını gözeten birey anlayışıyla incelediğimiz toplum, bu kavramsal araçları yetersiz kılacak denli karmaşıklaşmıştır. İşte bu karmaşıklık, günümüzde toplumsal sınıfların öznelliğini kaybedip nesnel bir hale dönüşmesine yol açmaktadır.  Ancak gündelik hayatı ve bu hayatın aldığı çeşitli biçimleri merkezine alan bir eleştiri bu karmaşıklığı çözebileceği gibi; varlığını sürdüren, ama hali hazırdaki toplum içinde göze görünmeyen muhalif hareketleri açığa çıkarabilecektir.

Turizmi de diğer alanlarda olduğu gibi yüksek politikanın, teknokratik ekonominin karmaşık dilinden kurtardığınız vakit, geriye gündelik hayatın cılız tortusu kalır. Mamafih, bu “yüksek” faaliyetlerin yeşerdiği toprak tam da budur.

 

Bu yazı Gaile dergisinin 413. sayısında yayınlandı.