Aynadaki deccal – Ayşe eriş

Kimdir, suçlu olan?

Belki de tarihe gömülmüş, çoktan ölmüştür. Belki de dışarı bir yerlerde sürekli peşimizdedir. Ya da çok uzakta değil, içimizdedir.

Tarihe gömülmüş olan ve yüzyıllardır, her defasında yüzümüzde acısını hissettiğimiz ile yüz yıllara rağmen hala daha dışarda bir yerlerde varlığını hissettiren aslında aynı şeydir. Sürekli karşılaştığımız ve hiç de değişmeyen kıllıktan kıllığa giren bir deccaldır aslında ataerki. Zaman geçtikçe bir yılan gibi sürekli elbise değiştiren bu sistem, ölümsüzlük şarabını içmiş ve bir türlü ölmemekte, varlığını sürdürmektedir. Nasıl bir şaraptır ki o, kan kokan…. Kan kokusu, ceset kokusu, korkunun kokusu… Kimse bu kokuyu almıyor mu acaba? Belki de ben delirdim. Ama biliyorum, dışarda kanla, korkuyla beslenen bir şey var. Ben ona deccal dedim. Çünkü gördüm! Onu besleyen şeyi gördüm. Daha küçükken gördüm ve unutmadım. Her gün varlığını hissediyorum. İçime işledi adeta gördüğüm o şey. Evet… Evet, somutlaştırmam lazım biliyorum. Ama nasıl somutlaştırmamı bekliyor ki insanlar! Görmüyorlar mı dışardaki cinayetleri acaba? Her gün cesetlerin üzerinden atlayıp işe, okula, eve gidiyoruz. Bazen basıp gidiyoruz. Her gün ölüyorlar ama kimse görmüyor bunu. Neden ama? Neden kimse deccali görmüyor?

Bir dakika.. Kafam karıştı benim. Yani olabilir mi? Deccal yani içimizde mi? Yok olamaz! Olmamalı ama başka nasıl bir açıklaması var ki bu cinayetlere sessiz kalmanın. Ya da belki de cinayetlere ortak olmamızın. Şey… Sanırım ben şimdi daha çok korkuyor her şeyden, herkesten, kendimden hatta aynalardan. Evet.. Evet aynalardan. Aynalarda gördüğüm ben miyim? Ya değilsem ya gördüğüm karanlık bir gölgeyse. Tabi ya anlamam gerekiyordu. Ben küçükken görmedim ki onu, doğar doğmaz deccalin şarabıyla yıkayıp sarıp sarmaladılar beni. Belki de seni… Sadece ağlamak istiyorum. Doğar doğmaz nasıl bir günaha kurban ettiler beni? Her şey o kadar anlamsız geliyor ki. Düşünemiyorum bile. Neden mi? Çünkü biri içimde beni boğmaya çalışıyor düşündükçe. Sessim çıkmıyor, boğazım düğümlenmiş çığlık atacağım amaaa atamıyorum. Yardım edin diyeceğim ama diyemiyorum. Gerçi kimden yardım istiyorum ki, herkes içinde bir deccal beslerken, her gün birilerinin kanıyla ya da korkusuyla beslenirken ve henüz kendilerine yardım edemezken, kim bana nasıl yardım edecek?

Peki, bu öldürülenler kim? Şeyyy… Galiba ben onları tanıyorum. Yani adlarını falan bilmiyorum ama tanıyorum. Nasıl diye sormayın lütfen! Ben sadece gözlerini bakabildim onların ve gözlerinden tanıyorum hepsini. Nasıl anlatsammmm. Gözleri aslında ışıl ışıldı hepsinin. Ama öfke de vardı gözlerinde. Kime öfkeliydiler bilmiyorum. Bence yıllardır elbise değiştiren deccale. Şeyyy… Belki de bana. Yani bilmiyorum ama korkmadan kendilerinden vazgeçmiş bir halde dövüşerek ölüyorlardı. Şimdi merak ediyorum. Doğar doğmaz onlarda benim gibi deccalin şarabında yıkanmadılar mı acaba? Yıkanmadılarsa sonradan şarabın tadına bakmadılar mı acaba? Hiç mi karanlık işlemedi düşüncelerine, bedenlerine….en ufak hücrelerine. Belki de öldürdüler onu içlerinde. Olabilir mi? Yani düşünsenize, içinde sana ait olmayan bir şeyin, seni ve senin gibi olan herkesi ele geçirmeye çalışan ve kurnazca senin bedeninde ve düşünce de bir taht kurup oraya oturarak yıllarca sana oyunlar olması.. veee… senin durup onu ölmen.

Yeniden doğmak değil midir bu? Kadın olduğunu hissetmek ya da erkek olduğunu hissetmek belki de en önemlisi cinsiyetlerimizi bir tarafa bırakıp insan olduğumuzu hissetmek. Bu çok güzel bir şey, yani hissetmek. Peki ya aynalar! Aynalara ne olacak? Şimdi düşününce öfke doluyor içim ve içimde bir kavga başlıyor, biri birini boğmaya çalışıyor. Kavga büyüdükçe öfkem artıyor. Biri bağırıyor içimden niye korkuyorsun bu kadar diye? Ben… ben aslında korkmuyorum. Evet korkmuyorum. Sanırım az önce “susmuyorum, korkuyorum, itaat etmiyorum” diye bağırdım. Hayır, hayır içimden bağırmadım. Sessim yankılandı dört bir taraftan. Çok güzeldi yani bağırmak, bağırabilmek çok ama çok güzeldi. Şimdi ne yapmam gerektiğini biliyorum. Ne mi yapacağım? Tabi ki aynanın karşısında geçip deccale(ataerki) “susmuyorum, korkuyorum, itaat etmiyorum” diyeceğim ve elime aldığım ilk şeyle paramparça edeceğim aynayı.

İçimde kelebekler uçuşuyor adetta. Artık sokaklarda, caddelerde, evde, okulda hayattın her alanında karnında kelebekler uçuşan ve bağırmaktan korkmayan biriyim. Sesler duyuyor evet, evet sesler duyuyorum. İnanamıyorum meğer ne çokmuşuz. Meğer ne çok aynalar kırılmış.